defternerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
defternerede etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2015 Pazartesi

Kasım ayı kapıda! #NaNoWriMo ve #AcWriMo için hazır mısınız?



Herkese selamlar,

Kasım ayı kapıda! ve NaNoWriMo zamanı! Eğer blogu bir süredir takip ediyorsanız, geçen sene de ABD'de düzenlenen National Novel Writing Month (NaNoWriMo - Ulusal Roman Yazma Ayı)'na katıldığımı ve tezimi bu şekilde yazdığımı biliyorsunuz. Tez bitti :) ama yazma tabii ki bitmedi! Ben bu kasım ayında da Nanowrimo, daha doğrusu onun akademik versiyonu olan AcWriMo'ya katılacağım. Eğer sınırlarınızı zorlamak ve yazmak istiyorsanız siz de bana katılabilirsiniz. Detaylar için aşağıdaki iki yazıma bakmayı unutmayın ve sorularınız varsa bu yazının altına yorum bırakın. Elimden geldiğince cevap vereceğim.

Yazmak istiyor ama nereden başlayacağınızı bilmiyorsanız, daha önce iki ay boyunca uyguladığım yazma rutini yazılarına da göz atabilirsiniz. Ben her gün blog yazısı yazmayacağım bu sefer, ama her gün bloga girerek ve ilgili blog yazısını takip ederek siz de yazma rutininizi oluşturabilirsiniz. Sorularınız olursa cevaplamak için burada olacağım.

Defterler, kalemler hazırlasın! Hep beraber yazıyoruz!


NaNoWriMo ya da AcWriMo için:

- #AcWriMo başlıyor!
- #AcWriMo Planım - Nasıl yazıyorum? 16

Yazma rutini yazıları için:

- Haziran 2014 hazırlık yazıları:
1. Yeni ay, yeni alışkanlıklar - Yazma rutini oluşturmaya var mısınız?
2. Neden ve nasıl yazacağız? - 5 soru ve cevapla yazma rutinine genel bakış

- Haziran 2014 ilk yazısı: Neden yazıyoruz? Yazma rutini/2 adım 1
(Takip eden günlerde de diğer adımları bulacaksınız. İlk yazma rutininde ne yazdığımı merak ederseniz her yazı sonundaki bağlantıya tıklamanız yeterli.)

- Bütün yazma stratejilerine ulaşmak için: Yazma stratejileri

6 Nisan 2015 Pazartesi

Kalem, kağıt ve not alma - Nasıl yazıyorum? #26


Yeni keşfettiğim ve kağıt, kalemle haşır neşir olan, not almayı seven ya da not almak zorunda olan herkese yol gösterebilecek bir siteden bahsedeceğim bugün: Think Clearly Kağıt ve kalemle not alma; okunabilir yazma; renkleri, şekilleri ve sayfa düzenini doğru ve verimli kullanmanın inceliklerini bulabileceğiniz (İngilizce) 10 modüllük dersi kaçırmayın. Çok zamanınızı almayacak ve mutlaka faydalı ipuçları verecek. Teknolojiden vazgeçemeyenler için ise Ipad kullanımıyla ilgili bir ders de var.

Herkese iyi haftalar!


30 Mart 2015 Pazartesi

Çocukları yazma sürecine dahil etmek - Nasıl yazıyorum? #25


The Professor is In'den Karen L. Kelsky, bundan yaklaşık 10 gün önce Facebook sayfasında ebeveyn yazarlar için bir çağrı yaptı ve kendinin de çocukları ile beraber nasıl yazdığını gösteren fotoğraflarını paylaştı. Benim çocuğum yok, ama birçok arkadaşım doktoralarına devam ederken çocuk sahibi oldu. Günlük aile/kişisel hayatları ile akademik kariyerleri arasındaki dengeyi bulmakta güçlük çektiklerini biliyorum. Tabii ki bu denge bütün yazarlar için bulunması ve sürdürülmesi zor bir denge. Peki bu dengeyi bulan ve koruyabilen yazarların stratejileri neler?

Ben bu konuda yine The Professor is In'de konuk yazar Katherine Vukadin'ın deneyimlerini sizinle paylaşmak istedim. Vukadin bir hukuk profesörü ve çalışma arkadaşlarından biri beraber kitap yazmayı teklif edince reddedemiyor, ama üç çocuğu ile nasıl hedeflerine ulaşacağı konusunda da başta emin olamıyor. Vukadin'ın tavsiyeleri arasında çocuklarının meşgul olduğu oyun, kamp, okul zamanlarının hepsini yazmaya ayırmak var öncelikle. Bunun dışında başka zamanlar da yaratmış Vukadin. Mesela çocuklarının pazar akşamları babalarıyla sinemaya gitmelerini sağlamış ve bunu bir aile geleneği haline getirmişler. Onlar sinemadayken o da kitabını yazmış. Çocuklarının büyük bir zaman dilimini evde geçirdikleri yaz süresince de Vukadin, çocuklarına "rüşvet" vermiş, onları tatlılıkla da olsa kandırmış ya da onlara yalvarmış ve sonuç olarak kitabını zamanında bitirmiş. Kitabı ve yazma süreci aslında hiç beklemediği bir etki de yaratmış: Özellikle büyük oğlu kitabını sahiplenmiş ve onunla gurur duymuş, hatta kendisinin de ileride bir kitap yazabileceğini söylüyormuş. Bence bu anlamda kullandığı taktikler bir şekilde çocuklarının kitap projesini sahiplenmesini ve dolaylı da olsa katkıda bulunmalarını sağlamış ve sonuç iki taraf için de tatmin edici olmuş.

Blog yazarları arasında da çocuğu dünyaya geldikten sonra dengeyi bulmakta güçlük çektiğinden bahseden, hatta yazmaya ara verenleri sıklıkla görüyorum ve okuyorum. Aynı şey, nedeni ne olursa olsun, kişisel ve profesyonel hayat dengesi bulmakta güçlük çekenler için de geçerli. Ama başkalarının deneyimleri gösteriyor ki yazmak isterseniz gayet yaratıcı çözümler bulabilir ve hedefinize ulaşabilirsiniz.

Herkese iyi haftalar!

20 Mart 2015 Cuma

1/3 - Nasıl yazıyorum? #24



Daha önce iyi bir giriş ve sonucun nasıl olması gerektiğiyle ilgili bir yazı yazmıştım hatırlarsınız. Kurgu yazarları için araştırmalarım devam etmekte. Şimdiye kadar en ilgimi çeken tavsiyelerden birini paylaşacağım bugün. Tavsiye Michael Moorcock'tan: Romanınızın (hikayeniz de olabilir bu) ilk üçte birlik kısmında karakterlerinizi ve konunuzun ana hatlarını okuyucuya tanıtmalısınız diyor Moorcock. Bunu izleyen üçte birlik kısımda karakterleri ve temaları geliştirecek, son üçte birlik kısımda da akılda kalan sorulara cevap vereceksiniz.

The Guardian'ın derlediği diğer Michael Moorcock yazma tavsiyeleri ise burada.

Herkese iyi haftasonları!


2 Mart 2015 Pazartesi

Bir defter hikayesi #6 - Yazı motivasyon defteri


Zinciri kırmamanın önemini bu aralar daha da iyi anlıyorum. Ara verince blog yazılarına, hem yazmak için zaman, hem de yazacak konu bulmak zorlaşıyormuş gerçekten. Üstelik bu aralar bütün zamanımı da teze ayırdığım ve normal çalışma kapasitemin de çok üstüne çıktığım için daha da zorlaştı hem blogları takip etmek, hem de içerik üretmek. Umarım yine haftalık yazı düzenine geri dönebilirim.


Siz büyük bir ihtimalle giriş ve sonuçlarla ilgili bir yazı bekliyordunuz, ama sizden geri dönüşler beklentilerinizin yüksek olduğu hissini uyandırdı bende. Özellikle edebi yazılar için bir süre daha araştırmak zorunda hissettim kendimi. O yüzden bir defter hikayesi ile devam edelim.

Bu defteri Mürekkep Faresi'nin çekilişinde kazanmış ve bir teşekkür yazısıyla daha önce paylaşmıştım. Uzun süre bu güzel defteri nasıl hakkıyla kullanabileceğim konusunda tereddüt ettim. Sonuç olarak sizinle de arada bir paylaştığım yazmakla ilgili sözleri bu defterde toplamaya karar verdim.


Spiralli oluşu ve küçük boyutuyla masa takvimleri gibi dik durabiliyor, ben de hemen bilgisayarımın yanında tutuyorum. Lenwa markalı 7.5 x 10.5 cm boyutlu bir defter. Çizgili 116 sayfası var. Islak mürekkep ve dolmakalemler için pek kullanışlı değil, ilk resimden de görebileceğiniz gibi sayfa arkasında kanama yaptı, başka kalemlerle de gölgeleme yapıyor. Karton kapağında Van Gogh'un Garden with Flowers tablosu var. Bence defterin tek eksiği, yanınızda taşımak isterseniz çanta içinde açılmasını önleyecek bir lastiğinin olmayışı. Ama benim kullandığım şekliyle göz ardı edilebilecek bir eksik.

"Güzel defterlerim var, kıyıp da kullanamıyorum. Ne yazabilirim?" diye düşünenlere umarım bir fikir vermişimdir. Siz böyle bir defteri nasıl kullanırdınız?

Herkese iyi haftalar!



13 Ocak 2015 Salı

Blog yıl dönümü ve bana biraz müsaade...

Bugün her zamankinden farklı bir yazı olacak, çünkü bugün blogu yazmaya başlamamın birinci yıl dönümü. Geçen yıl bugün ilk yazımı paylaştım blogda. Şimdi takkeyi önümüze koyup bir düşünme, değerlendirme zamanı: Bu bir yıl boyunca Defter'e neler yazıldı? Kim, ne okudu?


Blogda bir yıl boyunca 131 yazı yazmışım, siz de 16200 defadan fazla ziyaret etmişsiniz bu adresi. Bütün sosyal ağları toplarsak yaklaşık 350 kadar takipçisi var blogun, bunların ezici çoğunluğu Instagram üzerinden takip ediyor. Bu blog sayesinde, başka türlü belki de yollarımızın kesişmeyeceği, genç, yaşlı, öğrenci, emekli, sanatçı, öğretmen, avukat, doktor ve daha aklıma gelmeyen her türlü meslekten ve dünyanın dört bir yanından okur ve yazarla tanıştım. Yalnız olmadığımı bilmek ve takip edilmek hem tatmin edici, hem de motive edici. Düzenli okuyan, blogu bir kere de olsa ziyaret eden, arada bir yorum yapan herkese çok teşekkürler. İyi ki varsınız.


Her ne kadar bir deftere yazılabilecek her şeyi burada paylaşmaya çalışsam da, siz en çok defter hikayelerini ve yazma rutinini merak etmiş ve okumuşsunuz. En çok okunan beş yazının üçü defter hikayeleri, ikisi de yazma rutini üzerine:

1. Yeni ay, yeni alışkanlıklar - Yazma rutini oluşturmaya var mısınız?
2. Bir defter hikayesi #1 - Scripta defter ve Cornell not alma metodu
3. Bir defter hikayesi #3 - 2015 ajandam
4. Neden yazıyorsunuz? - Yazma rutini/2 adım #1
5. Bir defter hikayesi #2 - Tarif defteri 

Bu arada, çok yemek yaptım, yeni yeni tarifler denedim, ama çok az paylaştım. Bir çok yer gezdim ama seyahatname yazılarını yazmayı hep ihmal ettim. Yapışkan notlar ve ajanda, kafam ülke ve dünya gündemiyle dolu da olsa çok sık yer almadı blogda. Bunlar da ileride geliştirilmesi gereken alanlar...


Bu blog sayesinde çok ilerleme kaydettim, çok şey öğrendim. İki kere yazma rutini programını uyguladım. İki kere "yazma kampı"na katıldım. Sayesinde moral buldum, bu yıl sonunda tezimi bitirmeyi amaçlıyorum. 2015 benim "Doktor" olduğum yıl olacak ve bunda bu blogun ve takipçilerinin katkıları yadsınamaz. Ancak sizden bir süre de olsa müsaade isteyeceğim. En azından bir ay kadar sadece tezime odaklanmak istiyorum. Bu bir ay tezimi zamanında tamamlayabilmem icin gerçekten önemli. Ondan sonra yine aynı ritimde, hatta daha sık yazmaya devam etmek istiyorum.


Bu bir ay boyunca sorularınız, tavsiyeleriniz, destekleriniz için ise blog hep burada. Yorum bırakın, email yollayın, sosyal medyadan iletişime geçin. Elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.

Şimdilik sağlıcakla kalın. Herkese tekrar teşekkürler.


6 Ocak 2015 Salı

Bir defter hikayesi #5 - Papier Tigre Not Defterleri

Dün Berkin Elvan'ın doğum günü olduğu için haftalık blog yazısını bir gün gecikme ile yazıyorum. Size bugün geçen yıl aldığım üçlü bir not defteri setinden bahsedeceğim. Kaliteli kağıdı ve rahat taşınabilir boyutuyla kısa sürede çok sevdiklerim arasına girdi. Siz de zaten bir çok kez fotoğraflarını blogda gördünüz.


Can sıkıntısıyla girdiğim sinemanın mağazasında bu Papier Tigre defterleri görünce dayanamadım, özellikle grafik desenleriyle beni cezbettiler. Benim elimdeki desen Papier Tigre markasının MK2 sinemaları ile işbirliği ürünü. Defterler Fransa üretimi. Set; bir çizgili, bir kareli ve bir çizgisiz not defterinden oluşuyor ve metal klipsle birbirine tutturulmuş halde geliyor. Defterlerin her biri 48 sayfa ve A6 boyutunda.


Geri dönüştürülmüş kağıttan yapılmış olmaları da yine beğendiğim özelliklerinden. Üstelik dolmakalemle yazmaya da uygun. Ne kırçıllanma yapıyor, ne de sayfa arkasında gölgelenme ya da kanama. Defter kağıtlarının hepsi farklı renklerde. Çizgili olan bej, kareli gri ve çizgisiz olan beyaz.


Ben şu anda sadece kareli olanı yazma günlüğüm olarak kullanıyorum ve yazma seanslarımın başlangıç ve bitişlerini, o gün ne üzerinde çalıştığımı, kaç kelime yazdığımı, hangi zorluklarla karşılaştığım, bu sorunları nasıl çözdüğüm ya da çözebileceğim gibi detayları not ediyorum. Diğer defterler de mutlaka kendilerine uygun bir işlev bulacak yakında. Hatta bittikçe yenilerini de edineceğim.


29 Aralık 2014 Pazartesi

"Bir kitap daha okumalıyım..." Nasıl yazıyorum? #22


Yılın son yazısı yine nasıl daha verimli bir şekilde yazabilecegimizle ilgili ve Writing Your Journal Article in 12 Weeks'in yazarı Wendy Laura Belcher'den.

Akademik çalışma yapanlar genelde yazmaya başlamadan önce konu ve disiplinle ilgili daha önce yazılmış her şeyi okumak zorunda hissederler. Özgün çalışma yapmanın bunu gerektirdiğini hepimiz biliriz. Tekrardan ve orijinal olmamaktan korkarız. Halbuki Belcher'e göre, okumaları bitirmeden yazmaya başlamalısınız, çünkü aslında okunacaklar listesi kısalmanın aksine gitgide uzar. Hatta o kadar çok okursunuz ki yolunuzu, ana fikrinizi kaybeder, içinden çıkılmaz bir yola girersiniz. Halbuki yazarken araştırma yapmaya ve okumaya devam ederseniz, daha çabuk ilerleme şansınız artar, çünkü aslında işinize yaramayacak büyük bir yazın yığınını okumanıza gerek kalmadan en baştan elersiniz. Üstelik teknoloji devrimi her türlü bilgi ve yayına ulaşımı kolaylaştırırken, bir araştırmacı olarak alanınızdaki her türlü gelişmeden haberdar olmanızı neredeyse imkânsızlaştırıyor. Bu yüzden, en başarılı araştırmacılar her türlü yayını okumuş olanlardan değil, bu bilgi denizi içinde yolunu kaybetmeden hedefine ulaşanlar arasından çıkacak diyor Belcher. 

Aynı şey kurgu yazarları için de geçerli bence. Eğer bir roman ya da hikaye yazıyorsanız, döneme, coğrafyaya, karakterlerin toplumsal sınıfına, toplumsal kurallara, vs. uygunluğundan emin olmak için mutlaka araştırma yapmanız gerekiyor. Ancak bu araştırma evresi uzadıkça yazmaya başlamanız gecikecek ve hikayenizi, romanınızı bitirmeniz gitgide daha fazla zaman alacaktır. Anafikirden uzaklaşma riskinin artması da çabası. Araştırma yaparken seçici olmayı ve kendinize sınırlar belirlemeyi öğrenmeniz gerek.

Günün sözü:

"Yazmak büyük bir ayrıcalık, ancak bir armağan da. Kendinize ve başkalarına vereceğiniz bir armağan."

- Amy Tan

Herkese şimdiden mutlu yıllar!


8 Aralık 2014 Pazartesi

Kendi sesini bulmak, kendi sesiyle yazmak - Nasıl yazıyorum? #20


Kendi düşüncelerini başkalarınınkinin arkasına saklamadan yazmak, özellikle akademik çalışma yapanlar için çok önemli. Eğer bilimsel çalışmanın amacı bizden önceki araştırmacıların bilgilerinin üstüne koyarak bu dünyaya dair bildiklerimizi her geçen gün artırmak ise, bilime katkılarımızın mutlaka altını çizmeliyiz. Cassandra Steer'a göre başarılı bir doktora tezinin ve akademik yayınların anahtarı bu. Bence de akademik literatür ile kendi bulgularımız ve düşüncelerimiz arasında önemli bir denge var. Bu denge bulunduğu zaman başarılı bir yazar olabiliriz.

Bu tavsiye kurgu yazarları için de geçerli bence. Orijinal olmak, başkalarını taklit etmeden kendi yazma stilini bulmak çok önemli. Ancak bu, sadece yeteri kadar okuduğunuzda ortaya çıkıyor. Bu yüzden, farklı yazarları ve yazma stillerini tanımak ve kendi sesini bulmak kolay olmasa da yazar olmak isteyen herkesin üzerine düşünmesi ve uğraşması gereken bir alan. Sadece iyi fikirler bulmak ne yazık ki yeterli değil.

Sizce kendi sesini bulmak ne kadar önemli yazarken? Çok ve farklı türleri okumak dışında neler yapılabilir kendi sesimizi bulmak için?

Günün sözü:

"Bir yazar olarak yargılamamalı, anlamalısınız."
- Ernest Hemingway



1 Aralık 2014 Pazartesi

Bir defter hikayesi #4 - "Mutlu eden şeyler" defteri

AcWriMo dün sona erdi ve ben hedeflerimi gerçekleştiremedim. Tam bir hayal kırıklığı oldu benim için. Bir sonraki AcWriMo'ya daha düzenli ve kararlı başlamayı kafaya koydum.

Hayal kırıklığına ne iyi gelir peki, biliyor musunuz? İyi ve mutlu şeyler düşünmek ve kendinize daha önce başardığınızı ve tekrar yapmanın aslında o kadar zor olmadığını hatırlatmak. Bunun yolu da yine yazmaktan geçiyor.


Bu gördüğünüz defteri tam dokuz yıl önce ben ilk defa yurt dışına eğitim için çıkarken hediye etmişti bir arkadaşım. İlk sayfasına Turgut Uyar'ın

"Hatırla her gün bir çalar saatle oynadığını
 Çalar saatler bir çocuğun uyanılacak uykusudur."

 dizelerini ve "Bir yıl sonra yine buralarda ve birlikte olalım." yazmıştı.

O zamandan beri bu defteri saklıyor, bu güzel sözlere layık ne yazabilirim içine diye de düşünüyordum. Eylül ayında yine sıkıntı ve hayal kırıklığının yoğun olduğu günlerden birinde, bir Toastmasters konuşmasında duyduğum her gün bizi mutlu eden şeyleri yazma düşüncesi aklıma geldi. Bildiğiniz günlük gibi ama sadece iyi, güzel şeyleri yazıyorsunuz. Bu aralar bloglarda sıkça gördüğüm "şükrettiğim şeyler" yazıları gibi aslında.


Ben en az 3 şey yazmaya çalışıyorum ama bazen bir bakıyorum da liste uzamış da uzamış. Bazen de aklıma hiç bir şey gelmiyor, hatta canım yazmak da istemiyor ama kendimi zorluyorum. Bazen de bir kaç kurabiye hatırlamama yardımcı oluyor.


Hiçbir zaman düzenli olarak günlük tutamadım, ama Eylül ayından beri her gün olmasa da düzenli olarak, en çok da sıkıntılı olduğum zamanlarda yazıyorum bu deftere. Bu yazı umarım 2014 biterken yeni yıl kararlarında günlük tutmaya başlamak olanlara biraz da olsa ilham olur... Bir de arkadaşlarına hediye arayanlara...


24 Kasım 2014 Pazartesi

Masayı düzenlemek - Nasıl yazıyorum? #19

AcWriMo'nun son haftası. Ben hala istediğim verimliliğe ulaşmış değilim. Noel tatili ve hengamesi de yaklaştıkça bu durum daha da zorlaşıyor. #DirenDefter :)


Bugün birçok yerde karşılaştığım bir yazma önerisinden bahsedeceğim. Aslında çok basit: Her çalışma günü sonunda masanızı toplamak. Böylece temiz ve düzenli bir masada yazmaya başlamanın kolaylaşacağını söylüyor tavsiye edenler. Ben bu tavsiyeyi uyguluyorum bir süredir. Hatta bir adım daha ileri götürdüm ve masa üzerinde ertesi gün için kendime notlar ve kısa bir yapılacaklar listesi bırakmaya başladım. Böylece kendime fazladan motivasyon sağlamış oluyorum.

Masanızı toplama tavsiyesi, bilgisayarınızın masaüstü için de geçerli. Aynı şekilde dosyalarınızı düzenlemek, hatta sadece üzerinde çalıştığınız dosyayı bilgisayar masaüstünde bırakmak da konsantrasyonunuzu artırabilir. Yine bilgisayar ekranınıza yapışkan notlar yardımıyla ertesi gün için motivasyon mesajları bırakabilirsiniz.

Günün sözü:

"Bir yazarın zamanının en büyük kısmı okumaya adanmıştır; bir kütüphanenin yarısını bir kitap yazmak için okur."
—Samuel Johnson

Bütün öğretmenlerin öğretmenler günü kutlu olsun.





17 Kasım 2014 Pazartesi

Zihin haritası - Nasıl yazıyorum? #18


Geçen hafta hedeflerimde az da olsa ilerleme sağladım, ama hala istediğim düzeyde değil. Yavaş yavaş ulaşacağım elbet.
By Nicoguaro (Own work) [CC-BY-SA-3.0 (http://creativecommons.org/licenses/by-sa/3.0)],
via Wikimedia Commons
Bugünün stratejisi zihin haritaları. Zihin haritaları, çeşitli bilgileri birbirine bağlamak ve ilişkilerini göstermek için kullanılan diyagramlardan oluşuyor. Yukarıda gördüğünüz gibi, ana fikri sayfanın ortasına yazıyor ve şekil, renk, resim, kod ya da farklı boyutları, uzunlukları kullanarak, ana fikri destekleyen anahtar kelime ve terimleri, sebep-sonuç ilişkilerini ve ağları görünür hale getiriyor ve ana fikre bağlıyorsunuz.

Zihin haritalarını,
  1. günlük işlerinizde, haftalık planlarınızda ya da daha uzun vadelere yayılacak projelerinizde hedef oluşturmak için,
  2. sunum ve konuşma hazırlarken ya da toplantı planlarken ana fikir ve üzerinde duracağınız detayları önem sırasına koymak için,
  3. birkaç kaynaktan toplanmış bilgileri birbiriyle ilişkilendirmek için,
  4. derste not tutmak, toplantıda konuşulanları tam cümleler yazmadan birbiriyle ilişkilendirmek ve anlamlı bütünler oluşturmak için,
  5. yeni fikirler ya da aslında çoktan beri zihninizde olan ama nasıl ifade edeceğinizi bilmediğiniz düşünceleri ortaya çıkarmak için kullanabilirsiniz.
Gördüğünüz gibi zihin haritaları sadece yazarken değil, hayatın her alanında kullanabileceğiniz bir yöntem. Bu yöntemi sadece boş bir sayfa ve renkli kalemlerle uygulayabileceğiniz gibi, bilgisayar programları ya da mobil uygulamalardan da faydalanabilirsiniz. Lifehacker ve Mashable'ın listelerine mutlaka bir göz atın.


Günün sözü:

"Yiyecek, barınak ve arkadaşlıktan sonra bu dünyadaki en çok ihtiyacımız olan şey hikayeler."
- Philip Pullman




10 Kasım 2014 Pazartesi

Kültür fizik - Nasıl yazıyorum? #17


Geçen hafta hiçbir hedefimi yerine getiremedim. Ne yazık ki tezimin ilgili bölümüne karşı duyduğum başarısızlık korkusuna yenildim ve yazmamayı tercih ettim. Ama bu hafta söz veriyorum. Bu gidişe bir dur denilecek. En küçük ayrıntıyı, işi bile ajandaya not edip belli bir aralıkta yaparak ilerlemeyi düşünüyorum. Zamanı doğru kullanmanın en kolay yolu bu gibi gözüküyor, deneyip göreceğim. Sizin haftanız nasıl geçti?

Haftanın stratejisi aslında uzun vadede yazmanıza ve sağlığınızı korumanıza yardımcı olacak bir tavsiyeden oluşuyor. Masa başında oturmam gereken saatler uzadıkça sadece zihinsel yorgunluk değil, fiziksel yorgunluk da baş edilemez hal alıyor. Bunda kuşkusuz yanlış oturmam ve masa ve sandalyelerin her zaman vücuduma uygun olmayışının da etkisi var. Bunların önüne geçebilmenin bir yolu masa, sandalye değişimi tabii ki, ama düzenli aralıklarla ara vermenin, ayağa kalkmanın ve masa başı egzersizleri de yapmanın faydası yadsınamaz. Düzenli ara vermeyi mutfak alarmı tekniği garanti altına alıyor, peki hangi egzersizleri yapacağız? İşte kısa da olsa bir liste:

Masa başında yapılabilecek 6 kolay hareket için, A Cup of Jo,

Hem oturuşunuzu düzeltmek, hem de esneme hareketleri için, Little Miss Redhead,

30 dakikalık aralarda ne yapacağını bilemeyenler için ise Leslie Sansone'un evde yürüyüş videoları.


Günün sözü:

Roman yazmak, gece araba kullanmaya benzer. Sadece farlarınızın ışık tuttuğu alanı görebilirsiniz, ancak bütün yolculuğu bu şekilde yapabilirsiniz. 

- E. L. Doctorow


3 Kasım 2014 Pazartesi

#AcWriMo Planım - Nasıl yazıyorum? #16

Dün gece gerçek hayata dönüş yapıldı maalesef. İdari problemler nedeniyle bir günlük ara vermem gerekse de dağda, her şeyden uzak bir kaç gün gerçekten iyi geldi. İlk başlarda sessizlik çok rahatsız ediciydi: Kuş ve evin yanı başından akan kaynağın sesinden başka bir şey duymayınca insan, hele de şehirde büyümüş, hep şehirde yaşamış olunca, normalde huzur vermesi gereken şeyler rahatsız edici olabiliyor başta. Ama alışıyorsunuz, hem de çabuk alışıyorsunuz :) Üstelik, bir haftalık da olsa doğanın sonbaharla gelen değişimine tanık olmak aslında ne kadar insan merkezli yaşadığımızı ve dünyanın kendi dengesini ve değişimini görmezden geldiğimizi hatırlatıyor.




Bir hafta boyunca ne yaptın diye sorarsanız eğer: Bol bol okudum, düşündüm ve aslında ne kadar çok yazılacak şeyim olduğunun farkına vardım. Tez gibi uzun soluklu bir projede, bir süre sonra elinizdeki bulgular ve fikirleriniz gözünüze banal, önemsiz ve değersiz gelmeye başlıyor ne yazık ki. Ben de elimdekileri yazılmaya değer görmediğim için sürekli geciktiriyorum yazma işini. Halbuki bir kaç günlük ara, bir kaç yeni yazar, metot, bakış açısı değiştirebiliyor sizinle araştırmanız arasındaki ilişkiyi. Sanırım okuduklarım yeni bir bağ kurmamı sağladı tezimle. O yüzden motivasyonum arttı. Bu ayın hedeflerine ulaşmak için ihtiyacım olan tek şey de motivasyon zaten.

 

Şimdi gelelim bu ayın büyük hedefine: Bir türlü başlayamadığım, başlarsam bitiremeyeceğimden korktuğum tezimin ana bölümünü yazmak bu ayın amacı. Bu amaca ulaşmak için ise günde 5 saat çalışacağım. 5 saat az gelebilir gözünüze, sonuç olarak günlük 10 saatlik çalışma sürelerinden bahsediyoruz, değil mi? Ama hanginiz 10 saati yüzde yüz konsantrasyon ile tamamlayabiliyor? Benim için ve çalışma hayatını biraz biliyorsam hiç kimse için iş yerinde geçen 10 saatlik sürenin hepsi de aynı verimde değil maalesef.  O yüzden 5 saat hiç de az değil, çünkü mutfak alarmı tekniğini kullanarak, 10 seans demek 5 saat. Başka hiç bir şeyin dikkatimi dağıtmasına müsaade etmeden günde 5 saat çalışabilirsem, eminim önemli bir ilerleme kaydedeceğim. İlk haftanın adımlarını şimdiden belirledim ama diğer haftalar ilerleyen günlerde, ben sistemi oturtunca belli olacak. Bu sefer kelime hedefim yok, çünkü kelime hedefi çalışma biçimime uymuyor. Haftada bir gün tatil yapmaya karar verdim, bütün enerjimi ilk hafta(lar)da tüketmeye niyetim yok.

Bloga gelince; hem beni, hem de bu ay boyunca benimle beraber yazmak isteyenleri motive etsin diye her hafta başı bir yazı mutlaka yayınlayacağım. Yine yazmaya yönelik sözler, müzikler, filmler paylaşmaya da devam edeceğim. Lütfen siz de benimle başarılarınızı, sıkıntılarınızı ama en önemlisi yazdıklarınızı paylaşmaya devam edin.

İyi yazmalar!


28 Ekim 2014 Salı

#AcWriMo başlıyor!

Kasım ayı, bir ay içinde bir roman yazmak ya da akademik yazma projelerinde ilerlemek isteyenlerin ayı. Temmuz ayında katıldığım yazma kampını hatırlıyor musunuz? Yine aynı prensiplerle yazma ayına katılmak isterseniz, #NaNoWriMo ya da #AcWriMo etiketlerini Twitter'da takip ederek işe başlayın. National Novel Writing Month sayfası kurgu alanında çalışmaları olanlar için birçok kaynak ve öneriler sunuyor. Akademik yazma etkinliklerine katılmak için ise Phd2Published'in 2014 Academic Writing Month sayfasını mutlaka gözden geçirin.

Ben henüz hedeflerimi ve çalışma stratejimi belirlemedim. Haftasonuna kadar bir dağ başında internetsiz, telefonsuz, hem biraz kafa dinleyeceğim, hem de gelecek ayın planlamasını yapıp çalışma yöntemlerini belirleyeceğim. 3 Kasım'da da buradan sizlerle paylaşacağım. Siz de bana katılmak isterseniz hemen hazırlıklara başlayın derim. Defterler, kalemler hazırlansın, bol yazmalı bir ay bizi bekliyor!

14 Ekim 2014 Salı

Bir defter hikayesi #3 - 2015 Ajandam

Dört yıl boyunca QuoVadis ajandam - bazı arkadaşlarımın deyişiyle kara kaplı defterim - her yerde bana eşlik etti. Üç yıl boyunca haftalık düzende kullandım, geçen yıl ise her sayfaya bir gün düzenine geçtim. Ancak son iki yıldır kullanımım git gide azaldı. Çünkü ne boyut ve ağırlık, ne içerik, ne de işlevsellik adına benim ihtiyaçlarımı karşılamıyordu artık ajandam. Ajanda kullanmayınca da bütün randevular, yapılacaklar alt üst oluyor tabii ki. Bu nedenle geçen yıldan beri yeni bir sistem arıyordum. Moleskine, Paperblanks, Planner Pad, Exatime ve daha niceleri. Hiçbiri isteklerimi tam olarak karşılamadı. Ben hem aylık, hem de haftalık planlama yapılabilen, saatleri belirtilmiş ve yapılacaklar listesi oluşturabileceğim, not alabileceğim yeterince alanı olan bir ajanda arıyordum. Sonunda geçen hafta istediğim gibi bir ajandayla karşılaştım.


Kırtasiyeseverler belki de tanıyordur Mark's Tokyo Edge markasını. Yeni tanıştığım ve ilk görüşte "İşte bu!" dediğim ajanda Mark's Tokyo Edge'in Storage.it A5 Ajandası. Elimdeki uluslararası baskı. Sanırım bir de Japonya baskısı var. Storage.it koleksiyonun en önemli özelliği,  ön kapağında ziploc denilen fermuarının olması ve dosya işlevi de görmesi. Kapağın iç kısmında kartvizit koyabileceğiniz ve benim gibi etiket saklayabileceğiniz bölümler de mevcut. Ajanda bittiğinde içine düz, kapaksız bir defter yerleştirip bu kapağı kullanmaya devam edeceğim kesin.

Ajanda, kapak sayfası ve kişisel bilgilerinizi not edeceğiniz sayfadan sonra 2014-2017 takvimleriyle karşılıyor sizi. 2014 Eylül - 2015 Aralık arasını, yani 16 ayı kapsıyor, ancak 2016 ve 2017 takvimlerinin de içinde yer alıyor olması önceden plan yapmayı sevenler için güzel bir özellik.


Bu takvimleri ise iki sayfaya basılmış olarak 2015 yıllık planı takip ediyor. Doğumgünlerini, tatilleri, önemli tarihleri not etmek için ideal, ama bundan fazlasını not etmek için her güne ayrılmış bölüm küçük. Yıllık planı 28 ülkenin 2014 - 2015 önemli gün ve tatil tarihleri izliyor. Ne yazık ki bu 28 ülke içinde Türkiye yok, ama yolculuk planı yaparken faydalı olabilir.


Şimdi gelelim ajandanın iç organizasyonuna. Ajanda her ay başında, iki sayfaya basılmış bir aylık görünümle başlıyor. Her ayın ilgili sayfalarına ajandanın sağ tarafındaki sekmelerden çabuk erişim mümkün. Aylık görünüm sayfasında bir önceki ayın ve sonraki iki ayın takvimi ile 6 küçük bölmeye ayrılmış not kısmı yer alıyor. Yine soldaki sayfanın en alt kısmına not alınabilecek bir kısım mevcut.


Aylık görünümden sonra haftalık planlama sayfalarına geliyoruz. Her gün yarım saatlik dilimlere ayrılmış ve sabah 8'den gece 12'ye kadar programınızı not edebilirsiniz. Sağ sayfada ayrıca üçe bölünmüş, noktalı not bölümü yer alıyor. Ajandayı ilk elime aldığımda bu alanı tematik sınıflandırma yaparak kullanırım diye düşünmüştüm ama şimdilik farklı bir organizasyona karar verdim. Bu alanı akademik çalışmalarımı düzenlemek için kullanacağım. İlk bölümü aklıma gelen herşeyi not etmek, ikinci bölümü haftanın hedeflerini yazmak ve üçüncü bölümü ise o hedeflere ulaşmak için yerine getirmem gereken adımları belirlemek için kullanacağım. Bu adımları yine günlere göre takvimime yerleştireceğim. Yazmaya ayıracağım zamanları ise doğrudan haftalık plana yazmayı düşünüyorum ki bu yazma zamanlarında kaytarmayayım, her gün yazabileyim. Kendime "yazma randevuları" ayarlamazsam kolaylıkla vazgeçebiliyorum ne yazık ki. Üstelik bu şekilde daha dengeli haftalık bir planlama yapabileceğim. Umarım bunu yıl boyunca düzenli olarak yerine getirebilirim.


Saat dilimlerinin bittiği yerde yine not almak ve plan yapmak için kullanabileceğiniz bölümler mevcut. Haftalık planlama sayfalarında yine içinde bulunduğunuz ve sonraki ayın takvimi var.

Ajandanın planlama sayfalarını büyük kareli not sayfaları izliyor. Bu kısmı iletişim bilgileri, adresler, yol tarifleri, vs. gibi özellikle yolculukta gerekli bilgileri not almak için kullanacağım sanırım. Bu sayfalardan sonra ise seyahatlerinizde kullanabileceginiz pratik bilgiler yer alıyor; saat dilimleri, ölçü çevirim tabloları, para birimleri gibi.


Ajandanın kağıdı beyaz ve parlak. Yumuşak ve pürüzsüz bir dokusu var ama çok ince. Dolmakalemle yazınca gölgeleme ve kanama yaptı. O yüzden, dolmakalemle kullanmayı tavsiye etmiyorum. Ben dört renkli BIC tükenmez kalemlerimle kullanmaya başladım. Böylece farklı konuları farklı renklerle yazarak sınıflandırma da yapabileceğim.


Ajandanın biri gri, biri kırmızı iki ayracı var. Birini içinde bulunduğumuz hafta için, öbürünü de yıllık plana daha çabuk ulaşabilmek için kullanacağım. Kalem takmak için plastikten yapılmış bir de kalem halkası var, ancak uzun ömürlü olacağını düşünmüyorum. Kalemi doğrudan ajandaya takabilirsiniz. Renkli etiketlerimi, post-itlerimi de ajanda içinde saklayacağım.

2015'te verimli çalışmak ve planlı olmak için her şeyim hazır. Sizin için ajandaların hangi özellikleri önemli? 2015 ajandanızı aldınız mı?

3 Ekim 2014 Cuma

Bir teşekkür yazısı...

Mürekkep Faresi'nin blogunu takip ediyorsanız muhtemelen bundan 1 ay kadar önce o güzel blogunun 1. yıl kutlamaları sırasında bir çekiliş kazandığımı da biliyorsunuzdur. Yurtdışında olunca işler biraz daha karışık oluyor tabii. Ben ancak dün akşam itibariyle o birbirinden güzel hediyelerime dokunabildim. Ben bir kırmızı Pelikano ve Edelstein mürekkep beklerken içinden başka başka ve birbirinden güzel hediyeler çıktı. Kendisine buradan tekrar teşekkür ediyor, sizinle de bu güzellikleri paylaşmak istiyorum. :D






7 Eylül 2014 Pazar

Bir defter hikayesi #2 - Tarif defteri

Bir baktım Ağustos ayı bitivermiş, benim yeni yazı yazma planlarım tatil ve hastalık nedeniyle suya düşüvermiş. Instagram'dan blog yazısı hazırladığımı görmüş ve yazı bir türlü gelmeyince merak etmiş olabilirsiniz. Nedenini rehavet olarak özetleyelim ve yazımıza geçelim.


Bu yazı bir tanıtım yazısı değil, bir defter hikayesi. Bu bloga başladığımda aslında ne kadar çok defterim olduğunu ve bu defterlerin çoğunu benim almadığımı fark ettim. Evet, defterlerimin çoğu hediye. Arkadaşlarım sanırım benim defter ve yazma sevgimi benden önce fark etmişler. İşin ilginç tarafı ise bu arkadaşlarımın birbirinden tamamen habersiz olması. Yani, nereye gidersem gideyim benimle tanışan kişilere yazma isteğimi ve sevgimi yansıtıyorum herhalde.

Bu sefer size bu hediye defterlerden birinden bahsedeceğim. Fotoğraflarda sıkça gördüğünüz bu turuncu deri kapaklı, zilli defterden.

İsviçre'ye öğrenci olarak ilk geldiğimde bir öğrenci yurdunda kalmaya başladım. Herkesin ayrı bir odası vardı ama mutfağımız ortaktı. Dezavantajları çok olsa da mutfağın ortak olması, bizim yeni arkadaşlar edinmemize, kaynaşmamıza ve yabancı öğrenciler olarak "yalnız" olduğumuz bu ülkede yalnızlığımızı bir nebze de olsa gidermemize yardımcı oluyordu.
İlk senemde o mutfak sayesinde bir çok yeni arkadaş edindim ve bu arkadaşlıklar ne mutlu ki yollarımız şu anda ayrı olsa da devam ediyor. Ortak mutfağımız sayesinde başka ülkelerin mutfaklarını, kültürlerini, insanlarını tanıma fırsatım oldu. İlk yılın sonunda yurttan ayrılan arkadaşlarımdan birinin hediyesi bu defter.

Hediye eden arkadaşım pasta yapmayı çok sever. Arkadaş grubumuzdan birinin doğum günü varsa pastayı hep o hazırlardı. Beraber bir çok kere pasta yaptık, ondan çok şey öğrendim. Ve arkadaşım yurttan ayrılırken bu defteri hediye etti bana. Ama hediye ettiği sadece bir defter değildi. İçine beraber yaptığımız ya da onun bize yaptığı ve bizim çok beğendiğimiz tarifleri ve yemek yapma ile ilgili sözler de yazmıştı. Elime alıp da sayfalarını karıştırdığımda duyduğum sevinci anlatmam mümkün değil. Arkadaşım ayrılıyor olabilirdi, ama bana beraber geçirdiğimiz anları her zaman canlı tutacak ve yanımdan ayırmayacağım bir hediye vermişti.


Evet, bu defter benim tarif defterim oldu. İnternette her türlü zevke hitap eden, nerede olursanız olun ulaşabileceğiniz, sayısız yemek blogu var ve belki de artık kimse tarif defteri tutmuyor. Ama ben hala beğendiğim yemekleri, tarifleri not ediyorum. Defterimi her açışımda arkadaşımı anmam da cabası.

Defterler başlı başına güzel hediyeler zaten, ama hediye edeceğiniz kişi ve onunla ilişkinizi düşünerek özelleştirirseniz bu onları bin kat daha güzelleştiriyor bence. Defterler boş kalmasın, ama mutlaka hikayeleri de olsun :)


12 Ağustos 2014 Salı

Bir defter hikayesi #1 - Scripta defter ve Cornell not alma metodu

Mürekkep Faresi yazma rutini sırasında benden defter tanıtım yazısı istemişti. Ben de tanıtımı, yazma metodları ile birleştirebileceğim bir format düşündüm. İlk olarak Scripta defter ve bu defteri nasıl kullandığımla başlamaya karar verdim.



Scripta markalı bu defteri New York'ta başı boş gezerken girdiğim bir kitapçıdan aldım. Birbirinden güzel bir yığın defterle beraber indirimli ürünler kolisinde duruyordu. Karıştırdım, karıştırdım ve bu koyu gül kurusu renkte karar kıldım. Diğer defterlerimin bitmesini beklemeden hemen yazmak istedim tabii bu deftere de. ABD'ye de konferansa gittiğim için "konferans defteri" olarak kullanmaya karar verdim bu defteri.


Içini açtığımda gördüm ki sadece sağdaki sayfa çizgili, soldaki sayfa çizgisiz. Sayfalar ince ve mürekkebi hemen emiyor. Ancak yaprağın arkasına geçirmiyor ya da karşı sayfaya bulaştırmıyor. Tek problemi, yazdıklarınızın sayfanın arkasından görünmesi, gölgeleme yapması. 192 sayfalık bu defterin boyutları 22 x 14,5 cm. Yapay deriye benzeyen sert ciltli bir kapağı var. Defterin ayrıca mavi kurdeleden bir ayracı ve çantanızda açılmaması için bir de lastiği bulunuyor.

 

Bu defterin sevdiğim özelliklerinden biri, arka kapağında körüklü bir cebi olması. Konferans defteri olarak kullandığım için bu cep gerçekten çok işe yarıyor. Tanıştığım kimseler kartivizitlerini de verirlerse bu cepte saklıyorum konferans boyunca. Bunun dışında her türlü küçük kağıdı taşımak ve saklamak için yeterince geniş. Defterlerinizde böyle bir cep olmasa bile Kalem treni buna bir çözüm bulmuş, genişletilebilir cep yapımını Kalem Treni blogundan öğrenebilirsiniz.

Peki bu defteri nasıl kullanıyorum? 

Ben çizgisiz olduğu ve gölgeleme yaptığı için soldaki sayfaya yazmayı sevmedim ve bu kısmı kullanmıyorum. Daha doğrusu, normal bir deftere yazarmış gibi kullanmıyorum. Konferanslarda not alırken Cornell not alma metodunu uyguluyorum ve bu defteri de o şekilde organize ettim.


Cornell metoduna göre, bir ders, konferans, toplantı sırasında not alırken sayfayı üçe ayırıyorsunuz. Yukarıdaki şekildeki birinci bölüm, her zaman aldığınız şekliyle notları yazdığınız kısım. Buraya kısa cümleler halinde ve mümkün olduğunca detaylı bir şekilde notları yazıyorsunuz. İkinci bölüm, konuşma, ders, toplantı, vs. bittikten sonra sorularınızı, anahtar kelimeleri, grafik, şekil, tablo gibi hatırlamanızı kolaylaştıracak elemanları yazdığınız bölüm. Gerektiğinde oklar çıkararak bu hatırlatıcı öğeleri notlarla bağlayabilirsiniz. Üçüncü bölüm ise özet için kullanılacak. Bu bölüme kendi cümlelerinizle ana düşünceyi yazıyorsunuz. 

Scripta defterde bu metodu uygularken, sağdaki sayfaya notlarımı alıyorum. Sunum sonunda, soldaki sayfayı ikiye ayırıyorum. Soldaki sayfanın sağına Cornell metodunun ikinci bölümünde bulunan soru, anahtar kelime, araştırılacak/düşünülecek önemli konseptler ve bakmam gereken referansları ve yazarları yazıyorum. En soldaki kısma ise özeti ve mutlaka hatırlamam gereken fikirleri not alıyorum.


Cornell metodu, kısa süreler içinde sınav notları hazırlamak isteyenler için ideal. Ayrıca çalışma hayatına da uyarlamak mümkün. Bunun için, birinci bölüme toplantı notlarınızı, ikinci bölüme alınan kararları, üçüncü bölüme de toplantı sonunda yapılması gerekenleri yazabilirsiniz. Kitap, gezi, ürün tanıtım ve değerlendirme yazılarınızı hazırlarken planlama yapmanızda ve taslak oluşturmanızda da yardımcı olacağını düşünüyorum.

Sizin kendi geliştirdiğiniz not alma yöntemleri var mı?