tarif defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarif defteri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Ocak 2015 Salı

Blog yıl dönümü ve bana biraz müsaade...

Bugün her zamankinden farklı bir yazı olacak, çünkü bugün blogu yazmaya başlamamın birinci yıl dönümü. Geçen yıl bugün ilk yazımı paylaştım blogda. Şimdi takkeyi önümüze koyup bir düşünme, değerlendirme zamanı: Bu bir yıl boyunca Defter'e neler yazıldı? Kim, ne okudu?


Blogda bir yıl boyunca 131 yazı yazmışım, siz de 16200 defadan fazla ziyaret etmişsiniz bu adresi. Bütün sosyal ağları toplarsak yaklaşık 350 kadar takipçisi var blogun, bunların ezici çoğunluğu Instagram üzerinden takip ediyor. Bu blog sayesinde, başka türlü belki de yollarımızın kesişmeyeceği, genç, yaşlı, öğrenci, emekli, sanatçı, öğretmen, avukat, doktor ve daha aklıma gelmeyen her türlü meslekten ve dünyanın dört bir yanından okur ve yazarla tanıştım. Yalnız olmadığımı bilmek ve takip edilmek hem tatmin edici, hem de motive edici. Düzenli okuyan, blogu bir kere de olsa ziyaret eden, arada bir yorum yapan herkese çok teşekkürler. İyi ki varsınız.


Her ne kadar bir deftere yazılabilecek her şeyi burada paylaşmaya çalışsam da, siz en çok defter hikayelerini ve yazma rutinini merak etmiş ve okumuşsunuz. En çok okunan beş yazının üçü defter hikayeleri, ikisi de yazma rutini üzerine:

1. Yeni ay, yeni alışkanlıklar - Yazma rutini oluşturmaya var mısınız?
2. Bir defter hikayesi #1 - Scripta defter ve Cornell not alma metodu
3. Bir defter hikayesi #3 - 2015 ajandam
4. Neden yazıyorsunuz? - Yazma rutini/2 adım #1
5. Bir defter hikayesi #2 - Tarif defteri 

Bu arada, çok yemek yaptım, yeni yeni tarifler denedim, ama çok az paylaştım. Bir çok yer gezdim ama seyahatname yazılarını yazmayı hep ihmal ettim. Yapışkan notlar ve ajanda, kafam ülke ve dünya gündemiyle dolu da olsa çok sık yer almadı blogda. Bunlar da ileride geliştirilmesi gereken alanlar...


Bu blog sayesinde çok ilerleme kaydettim, çok şey öğrendim. İki kere yazma rutini programını uyguladım. İki kere "yazma kampı"na katıldım. Sayesinde moral buldum, bu yıl sonunda tezimi bitirmeyi amaçlıyorum. 2015 benim "Doktor" olduğum yıl olacak ve bunda bu blogun ve takipçilerinin katkıları yadsınamaz. Ancak sizden bir süre de olsa müsaade isteyeceğim. En azından bir ay kadar sadece tezime odaklanmak istiyorum. Bu bir ay tezimi zamanında tamamlayabilmem icin gerçekten önemli. Ondan sonra yine aynı ritimde, hatta daha sık yazmaya devam etmek istiyorum.


Bu bir ay boyunca sorularınız, tavsiyeleriniz, destekleriniz için ise blog hep burada. Yorum bırakın, email yollayın, sosyal medyadan iletişime geçin. Elimden geldiğince cevap vermeye çalışacağım.

Şimdilik sağlıcakla kalın. Herkese tekrar teşekkürler.


22 Aralık 2014 Pazartesi

"Yazmak da yemek yapmak gibi..." - Limonlu Kek


"Yazmak da yemek yapmak gibi. Bazen ne yaparsanız yapın kekiniz kabarmaz, bazen de hayal edebileceginizin de ötesinde çok lezzetli olur."

- Neil Gaiman


Uzun zamandır tarif yazmamıştım bloga. Keskin Color'un Instagram'daki Tarif Defteri fotoğraf yarışmasını görünce ben de katılmak istedim. Üstelik tezimi yazmaya ara vermek için güzel bir bahane oldu. Daha önce tarif defterimin hikayesini paylaşmıştım sizlerle. Simdi de o defterin içinden benim favori kekimi sizlerle paylaşıyorum.

Bu limonlu kekin içi bembeyaz, yumuşacık. Tadı içinizi bayacak kadar şekerli değil. Çayın ve özellikle kahvenin yanına, hele de şu kapalı havalarda, çok yakışıyor. Hatta limonun tadı damağınızda, kokusu burnunuzdayken bir de Sandy Tolan'ın İsrail - Filistin savaşının insani yönünü konu alan tarihi romanı Limon Ağacı'nı da okumaya başlayın derim. Yalnız bu kekin bir dilimiyle doymuyor insan, yedikçe yiyesi geliyor. Kendinizi kitaba da kaptırıp bütün keki yemeye kalkmayın, benden söylemesi.



Malzemeler:
  • 3 yumurta
  • 270 gram şeker
  • 275 gram un
  • 150 ml. süt
  • 80 ml. sıvı yağ
  • 1 adet limonun kabuğu ve suyu
  • 1 paket kabartma tozu
  • 1 paket vanilin ya da bir kaç damla vanilya aroması
  • 1 fiske tuz
Yapılışı:
  1. Yumurta aklarını ve sarılarını ayırın. 
  2. Sarılarına şeker, sıvı yağ, süt, limon kabuğu ve suyunu ekleyin. Karıştırın.
  3. Un, kabartma tozu ve vanilini eleyerek sıvı karışıma ekleyin ve karıştırın.
  4. Yumurta aklarını beyaz köpük haline gelene kadar 1 fiske tuz ile çırpın.
  5. Beyaz köpük haline gelen yumurta aklarını bir spatül yardımıyla yavaş yavaş dıştan içeriye doğru karıştırarak söndürmeden karışıma yedirin.
  6. Karışımı kalıba dökmeden önce, ya kalıbın boyutlarına uygun yağlı kağıt koyun ya da tereyağıyla yağlayıp 1 kaşık un koyarak unun her tarafına dağılmasını sağlayın. İkinci metodu kullanacaksanız fazla unu silkeleyin. 
  7. 170°C önceden 10 dakika kadar ısıtılmış fırında pişirin. İlk 20 dakika boyunca fırının kapağını kesinlikle açmayın. 
  8. Kek soğuduktan sonra kalıptan çıkarıp servis yapın.
Notlar:
  • Pişirme süresi veremiyorum. Herkesin fırını farklı çalışıyor. Benimkinde 45-50 dakika alıyor pişmesi. Ustü kızarmış, batırdığınızda bıçak ya da kürdan temiz çıkıyorsa pişmiş demektir.
  • Fotoğraftaki bardak ölçüleri, ama ben size gram ve millilitre cinsinden veriyorum çünkü benim kullandığım bardak normal su bardağından biraz daha küçük.
  • Benim kek kalıbım dikdörtgen.  Boyutları 11 x 30 cm. 

12 Eylül 2014 Cuma

"Sefer tası savaşçıları"

Okullar açıldı kimileri için, kimileri için açılacak. Üniversitede şanslı bir öğrenciydim, çünkü okulumun yemekhanesi ucuz ve güzel yemekleri ile ünlü bir yemekhaneydi. Ama şimdilerde ofisim olmadığı ve zamanımın büyük bir kısmını kütüphanelerde geçirdiğim için öğle yemekleri başlı başına bir sıkıntı. Her gün kafeteryalardan sandwich ve benzeri şeyler yemek hem cebe, hem de sağlığa zararlı. Bu yüzden bir süredir sefer tası yapıyorum. Onun da içine ne koyacağınız, nasıl taşıyacağınız, sağlıklı öğünler hazırlamak isteyenler için başlı başına bir uğraş. Ben de yemeklerimi biraz daha çeşitlendirmek ve daha sağlıklı hale getirmek için 15 Eylül'de başlayacak olan Nourish Real Food'un 30 gün boyunca Sefer tası yapma programına (30-Day Lunchbox Building Challenge) katılmaya karar verdim. Her zaman gittiğim kütüphane 21 Eylül'e kadar kapalı, ama uygun kütüphane arayışlarım devam ediyor. Bu yüzden, 21 Eylül'e kadar her gün yapamasam da kalan 3 hafta boyunca her hafta en az 4 sefer tası yapacağım kendime. Tabii Nourish Real Food'un kurallarına ve önerilerine de uyarak. Türkiye'de esnaf lokantaları gibi bir olgu olduğu için hem ucuz, hem de çeşitli yemek seçeneklerine ulaşmak mümkün, ama ne kadar sağlıklı ve belirli beslenme şekillerine uygun, orası tartışılır. O yüzden, okula ya da işe kendi hazırladığı yemekleri götürmek ve programa katılmak isteyen ya da benim ihtiyacım yok ama bir göz atmak isterim diyen olursa Nourish Real Food'un email listesine ya da bu program için kurduğu Facebook grubuna üye olabilirsiniz. Hatta yarına kadar Amazon üzerinden ücretsiz olarak Kindle kitabına da sahip olabilirsiniz. Benim sefer taslarım ise Tumblr adresimde olacak. :)


7 Eylül 2014 Pazar

Bir defter hikayesi #2 - Tarif defteri

Bir baktım Ağustos ayı bitivermiş, benim yeni yazı yazma planlarım tatil ve hastalık nedeniyle suya düşüvermiş. Instagram'dan blog yazısı hazırladığımı görmüş ve yazı bir türlü gelmeyince merak etmiş olabilirsiniz. Nedenini rehavet olarak özetleyelim ve yazımıza geçelim.


Bu yazı bir tanıtım yazısı değil, bir defter hikayesi. Bu bloga başladığımda aslında ne kadar çok defterim olduğunu ve bu defterlerin çoğunu benim almadığımı fark ettim. Evet, defterlerimin çoğu hediye. Arkadaşlarım sanırım benim defter ve yazma sevgimi benden önce fark etmişler. İşin ilginç tarafı ise bu arkadaşlarımın birbirinden tamamen habersiz olması. Yani, nereye gidersem gideyim benimle tanışan kişilere yazma isteğimi ve sevgimi yansıtıyorum herhalde.

Bu sefer size bu hediye defterlerden birinden bahsedeceğim. Fotoğraflarda sıkça gördüğünüz bu turuncu deri kapaklı, zilli defterden.

İsviçre'ye öğrenci olarak ilk geldiğimde bir öğrenci yurdunda kalmaya başladım. Herkesin ayrı bir odası vardı ama mutfağımız ortaktı. Dezavantajları çok olsa da mutfağın ortak olması, bizim yeni arkadaşlar edinmemize, kaynaşmamıza ve yabancı öğrenciler olarak "yalnız" olduğumuz bu ülkede yalnızlığımızı bir nebze de olsa gidermemize yardımcı oluyordu.
İlk senemde o mutfak sayesinde bir çok yeni arkadaş edindim ve bu arkadaşlıklar ne mutlu ki yollarımız şu anda ayrı olsa da devam ediyor. Ortak mutfağımız sayesinde başka ülkelerin mutfaklarını, kültürlerini, insanlarını tanıma fırsatım oldu. İlk yılın sonunda yurttan ayrılan arkadaşlarımdan birinin hediyesi bu defter.

Hediye eden arkadaşım pasta yapmayı çok sever. Arkadaş grubumuzdan birinin doğum günü varsa pastayı hep o hazırlardı. Beraber bir çok kere pasta yaptık, ondan çok şey öğrendim. Ve arkadaşım yurttan ayrılırken bu defteri hediye etti bana. Ama hediye ettiği sadece bir defter değildi. İçine beraber yaptığımız ya da onun bize yaptığı ve bizim çok beğendiğimiz tarifleri ve yemek yapma ile ilgili sözler de yazmıştı. Elime alıp da sayfalarını karıştırdığımda duyduğum sevinci anlatmam mümkün değil. Arkadaşım ayrılıyor olabilirdi, ama bana beraber geçirdiğimiz anları her zaman canlı tutacak ve yanımdan ayırmayacağım bir hediye vermişti.


Evet, bu defter benim tarif defterim oldu. İnternette her türlü zevke hitap eden, nerede olursanız olun ulaşabileceğiniz, sayısız yemek blogu var ve belki de artık kimse tarif defteri tutmuyor. Ama ben hala beğendiğim yemekleri, tarifleri not ediyorum. Defterimi her açışımda arkadaşımı anmam da cabası.

Defterler başlı başına güzel hediyeler zaten, ama hediye edeceğiniz kişi ve onunla ilişkinizi düşünerek özelleştirirseniz bu onları bin kat daha güzelleştiriyor bence. Defterler boş kalmasın, ama mutlaka hikayeleri de olsun :)


23 Temmuz 2014 Çarşamba

Yaz(a)mama halleri ve Ispanaklı Tart

Yazma kampı başladığından beri bazı günler performansımın tavan yaptığını, ama çoğu zaman bir kelime bile yazamadığımı farkettiniz mi? Yazma rutininden hemen sonra kampa başladığım için yorgun oluşum, araya konferans girmesi, konferansın yorgunluğunun da üstüne binmesi ile bu ayı gerçekten çok verimsiz geçiriyorum. Bir tatile ihtiyacım var ama henüz o tatil zamanı gelmedi. Üstelik tatile kadar yapılacak/yazılacak binlerce şey var... Umarım enerjimi toplayıp motivasyonumu da yükselterek bir şekilde yakalayacağım eski ritmimi.

Bu arada başka şeyler yazarak telafi etmemeye çalışıyorum. Bloga yazarsam sanki bir şeyler yazmış olmanın rahatlığıyla tezi boş verecek, daha da erteleyecekmişim gibi geliyor. Bu yüzden bu ay neredeyse hiç bir şey paylaşmadım. Halbuki bir sürü taslak var bekleyen. Instagram'da da motivasyon mesajları yayınlıyor olmam ondan. Sadece kütüphaneye giderken bana eşlik eden sefer taslarını Tumblr'a koymaya çalışıyorum bu aralar. O da fotoğraf çekmeyi unutmazsam. Bir silkinip kendini bulma zamanı geldi de geçiyor. Bu nedenle belki faydası olur diye bir tarifle bloga dönüş yapmanın zamanı geldi diye düşündüm. Bakalım işe yarayacak mı?


Dün akşam yemeğinde ıspanaklı tart vardı. Hazırlarken aklıma bu tartı ilk yapışım geldi. Yüksek lisans mezuniyetim için kardeşim gelmişti Türkiye'den. Tabii ki sadece törene katılıp dönse olmazdı, İsviçre'yi de gezdik beraber. Yolculuklarımızda soğuk da yenebilecek şeyler alırdık hep yanımıza hem ekonomik olsun, hem de çok zaman kaybetmeyelim, daha fazla yer görebilelim diye. Ispanaklı tart yaptım bir seferinde. Aceleye ve acemiliğime geldi. Tadı, görünüşü tam bir felaketti. Hatta o kadar kötüydü ki, kardeşimin gözünü ve burnunu kapatıp yemeye çalışması gözlerimin önünden gitmez :) Tabii o zamanlardan bu zamanlara köprülerin altından çok sular geçti, ben bir çok kez tart, kiş yaptım. Kendimi geliştirdim, hatalarımdan ders aldım. Bu tarif "ustalık" ürünü diyelim. Test edildi, evimizin Fransız sakini tarafından onaylandı. Kardeşim bunun görüntüsü hakkında ne söyleyecek bilmiyorum, umarım ilkinin yarattığı travmanın üstesinden gelmesine faydası dokunur. :) İşte tarif:

Malzemeler:

  • Soğan
  • Dondurulmuş ıspanak (Mevsimi olsa ve tazesi bulunsa tabii ki daha güzel olur.)
  • Çiğ krema
  • Yumurta
  • Beyaz peynir
  • Dolmalık fıstık
  • Zeytinyağı
  • Tuz
  • Karabiber
  • Muskat rendesi
  • Kırmızı biber
  • Sarımsak tozu
  • Milföy

Yapılışı:
  1. Soğanı yemeklik doğrayın ve zeytinyağında kavurun.
  2. Ispanakları ekleyin.
  3. Ispanaklar suyunu çekince ocağın altını kapatıp kremayı ekleyin ve soğumaya bırakın.
  4. Karışım soğuyunca içine büyüklü küçüklü doğradığınız peyniri, dolmalık fıstıkları, baharatları ve 2 yumurtayı ilave edip karıştırın.
  5. Milföyleri birleştirerek kullanacağınız kabın büyüklüğünde bir hamur elde edin ve tercihen öncesinde yağlı kağıt serdiğiniz kaba yerleştirin.
  6. Üzerine karışımı dokun.
  7. 200°C'de önceden ısıtılmış fırında üzeri kızarana dek pişirin.
Notlar:
  1. İsterseniz kendiniz hazırlayacağınız bir tart hamuru da kullanabilirsiniz. Burada milföy tart hamurları hazır satılıyor, ben onlardan kullandım.
  2. Miktarı kremayı sevip sevmediğinize, malzemeleri kalın isteyip istemediğinize göre ayarlayabilirsiniz. Pişirme süreniz de ona göre değişecek. Ben 1 soğan, 300 gr. ıspanak, 1 kutudan biraz az çiğ krema kullandım. 
  3. Yağlı kağıt pişirme kabından tartı kırmadan çıkarmanıza yarıyor. 
  4. Soğan ve ıspanak yerine başka sebzeler kullanarak da bu tartı hazırlayabileceğinizi söylemeye gerek yok heralde...
  5. Bu tart sabah hazırladığım sefer tasında da yerini aldı :)





16 Nisan 2014 Çarşamba

Waffle


Yıllar önce bana bir tost makinesi hediye edildi. Izgara ve waffle da yapabiliyor aparatları değiştirilerek. İlk zamanlar bir iki defa denedim, tutturamadım waffle hamurunu. Ben de vazgeçtim yapmaktan. Sadece tost yapıyordum kendisiyle. Ta ki bugüne kadar. Bir heves waffle plakalarını çıkardım, taktım ve bu tarifi biraz değiştirerek yapmaya koyuldum. Bu waffle'lar sade; yani ne tatlı ne de tuzlu. İstediğiniz şekilde tatlandırabilirsiniz. Biz akşam yemeğinde üzerine sos ve sebzelerle beraber yedik. Peynir, jambon, mantar, ıspanak, vs. de eminim çok yakışır. Hatta küçük parçalara bölerek kanepe olarak da servis edilebilir ya da içi açılıp istenilen malzemelerle doldurulabilir. Tatlı seçenekleri saymaya gerek yok diye düşünüyorum :)

Malzemeler:

  • 250 gr. un
  • 2 yumurta
  • 1 paket kuru maya
  • 375 ml süt
  • 75 gr. tereyağı
  • bir tutam tuz

Yapılışı:

  1. Unu eleyin. Mayayı karıştırın.
  2. Yumurtaları, erimiş tereyağını, tuzu ekleyin. Ilık sütü yavaş yavaş karıştırın.
  3. Hazırladığınız karışımı 1,5 saat bekletin.
  4. İyice ısıtılmış tavaya ya da waffle makinasına istediğiniz kalınlıkta dökerek pişirin.

Notlar:

  • Bu malzemelerle 9 tane waffle elde ettim ama sizin makinanızın/tavanızın boyutuna ya da dökme kalınlığınıza göre değişebilir.
  • Bize 9 waffle çok geldi. Kalanları dondurucuya kaldırmayı ve canımız istediğinde ekmek kızartma makinesinde çözdürmeyi planlıyorum.
  • Tatlı olarak yemeyi planlıyorsanız içine vanilya, rom, likör ya da meyve aromaları koyabilir, tuzlu istiyorsanız taze otlar ya da baharatlar karıştırabilirsiniz.
  • Maya hassas bir konu. Markaya göre değişiyor kullanım şekilleri, tavsiyeleri. Elinizdeki paketin üzerindeki kullanım talimatlarına uyun. Benim anlattığımla uyuşmuyorsa siz paketin üzerinde yazdığı şekilde kullanın. Miktarı da yine un ölçüsüne uyarlayın.


3 Nisan 2014 Perşembe

"Boeuf Bourguignon" Şarap soslu et yahni


Uzun zamandır tarif vermedim. Hem seyahatte olmamın, hem de kendimi teze vermemin etkisi büyük. Seyahatten sonra bir türlü tezime başlayamadığım için sanırım blog kaçamak oluyor benim için. Bir yandan da tekrar "yazmaya" başlamak için ısınma turları.

Bu yemek aslında bildiğiniz kış yemeği ama bizim buzlukta tüketilmesi gereken "bourguignon"luk et olunca yapmak şart oldu. Biz hafif ılık, ekmek arasında sandviç yaparak yedik. Havalar da güzelleştiğine göre bu şekliyle akşam üstü parkta yapılacak piknikler için ideal :) Normalde yanına taglıatelle makarna çok yakışıyor. Patates püresi ve pilav da eminim yanında çok güzel olur.

Boeuf bourguignon, Fransa'nın Bourgogne bölgesinin bir yemeği. Normalde ikinci ve üçüncü kalite denen, kıkırdaklı, jelatini bol ucuz etlerden yapılıyor, yani aslında çok ekonomik bir yemek. Kullanılan etler ise sığırın gerdan, döş ya da incik eti. Karışık olursa daha da iyi. Kısa süreli pişirilecek olsa sert kalacak bu etler, uzun süre pişince dağılacak hale geliyor. Ne kadar uzun süre pişirirseniz o kadar yumuşak, o kadar lezzetli olacak.


Malzemeler:


  • 500 gr. "bourguignon"luk et (gerdan, döş, incik ya da hepsinden karışık)
  • 2 çorba kaşığı zeytinyağı
  • 1 soğan
  • 2 domates (püre haline getirilmiş)
  • 3 havuç
  • 2 diş sarımsak
  • 200 ml. kırmızı şarap (en ucuzundan, hatta içimini beğenmediğiniz evdeki şarabı bu şekilde değerlendirin derim ben. Fransızların hepsi öyle yapıyor :)
  • Defne yaprağı
  • Kekik
  • 1 karanfil
  • Tuz
  • Karabiber
  • İsteğe göre 1 su bardağı et suyu*


Yapılışı:


  1. Tercihen demir döküm bir tencerenin içinde 1 kaşık zeytinyağını kızdırın ve etleri ilave edin. Mühürleninceye kadar çevirerek pişirin.
  2. Etleri tencereden alın ve 1 yemek kaşığı zeytinyağı daha ekleyin. Kıyılmış soğanı, doğranmış havuçları ekleyin, çevirerek 2 dakika kadar pişirin. Üzerine domates püresini, tuzu ve biberi ekleyin. 2 dakika daha pişirin.
  3. Karışıma şarabı ekleyin ve 5 dakika kadar çektirin.
  4. Şarap 1/3 kadar hacim kaybettikten sonra tencereye etleri ekleyin.
  5. Defne yaprağı, kekik, 1 karanfili de ekleyerek kapağı kapalı olarak en az 2-2,5 saat kısık ateşte pişirin. Etler iyice yumuşayıp parçalanmaya başladığında pişmiştir.


Notlar

  • Neden bourguignon'luk et diyorum? Burada etler süpermarkette pişirme şekillerine göre paketlenmiş haliyle de bulunuyor. Benim kullandığım gerdan ve dos karışımı bir paketti.
  • Ben slowcooker kullandığım ve yemek pişerken hiç su kaybı olmadığı için et suyu eklemedim. Siz normal tencerede pişirecekseniz 1 şu bardağı kadar eklemenizde fayda var.
  • Bizim etler 5 saat kadar pisti, havuçlar ve et iyice karamelize oldu, suyunun büyük bir bölümünü çekti. Eğer bu kadar uzun pişirmek için vaktiniz varsa yapmaya değer ama yoksa da 2 saatlik pişirme de yeterli olacaktır.
  • Benim tarifim oldukça yağsız gördüğünüz gibi. Normalde bacon denilen yağlı domuz eti de kullanılıyor bu tarifte. Biz yağ kullanımı konusunda dikkatli davranıyoruz bu aralar. Siz isterseniz tereyağı ekleyerek biraz daha zenginleştirebilirsiniz bu yemeği.
  • Bu tarife 250 gr. kadar mantar da eklenebilir. Mantar koyacaksanız en başta mantarları kavurup suyunu çektirin ve kenara aldıktan sonra etleri tencerede kavurun. Ayrıca bir kaç kereviz sapı da ekleyebilirsiniz.
  • Bu yemek bir kaç gün önceden hazırlanırsa daha da güzelleşiyor.




8 Şubat 2014 Cumartesi

Rösti - Isviçre usulü patates tava


Dün evde pek de bir şey kalmadığını görüp gözümü patates torbasına diktim ve bu kadar sene Isviçre'de yaşayıp da şimdiye kadar yapmadığım Rösti'yi denemeye karar verdim. Dışarıda bir çok kere yememe rağmen neden hiç yapmadım bilmiyorum.

Rösti yokluk zamanlarında Isviçre'nin Alman bölgesinde ortaya çıkmış. Zamanında kahvaltıda yanında kahve ile tüketilen Rösti şimdi Isviçre'nin ulusal yemeklerinden biri.

Malzemeler:

  • 3 büyük boy patates
  • 3 kaşık zeytin yağı
  • Tuz
Yapılışı:
  1. Patatesleri uzun şeritler halinde rendeleyin.
  2. Zeytinyağını tavaya alıp kızdırın. Patatesleri ve tuzu ekleyerek bir kaç dakika karıştırarak pişirin.
  3. Renkleri hafif değişmeye başladığında karıştırmayı bırakın ve bir spatül yardımıyla üzerine bastırarak patatesleri birbirine yapıştırın. 
  4. Bir tarafı kızardığında bir tabak yardımıyla şeklini bozmadan diğer tarafını da çevirip kızartın. 
Notlar: 
  • Etlerin, balıkların yanına, benim servis ettiğim gibi üzerinde yumurta ile, peynir rendesi veya şarküteriyle, hatta ekşi krema ve füme somonla servis edilebilir. Ben yanına domatesli brokoli de ekleyerek daha dengeli bir öğün oluşturmaya çalıştım.


31 Ocak 2014 Cuma

Guacamole


Benim için avokado varsa guacamole var. O kadar...

Malzemeler:

  • 2 avokado
  • 1/2 soğan
  • 1/2 cay kaşığı sarımsak tozu ya da 1 diş sarımsak
  • 1/2 limon suyu
  • 1/2 domates
  • tuz

Yapılışı

  1. Avokadoların çekirdeğini çıkarıp limon suyu ile ezin. 
  2. Domatesi ve soğanı çok küçük doğrayıp ekleyin.
  3. Sarımsak tozunu ya da dövülmüş sarımsağı ekleyin ve tuz ilave edin
Notlar: 
  • Kızarmış tost ekmeğine, cipse ya da dürümlerin içine çok yakışır. 




25 Ocak 2014 Cumartesi

Brownies...


Bu brownie'yi ne zaman yapsam en küçük kırıntısına kadar yiyip kendimizden geçiyoruz. Son kırıntılar üzerinde kavga etmemiz de cabası tabii :)

Malzemeler:
  • 2 yumurta 
  • 100 gr. tereyağı
  • 100 gr. şeker
  • 100 gr. bitter çikolata 
  • 50 gr. un
  • 1 avuç fındık
  • 1 fiske tuz
Yapılışı:
  1. Fırınınızı 200 °C'de ısıtın.
  2. Fındıkları dişe gelecek büyüklükte çekin.
  3. Tereyağı ve çikolatayı beraber eritin. 
  4. Un, şeker, tuz ve yumurtayı karıştırın, fındıkları ekleyin. 
  5. Çikolatalı karışımı yumurtalı karışıma ekleyin ve karıştırın.
  6. Yağladığınız fırın kabına dökün ve 12-13 dakika pişirin. Uzerinde çatlaklar oluşmaya başladığında pişmiştir. 10. dakikadan itibaren kontrol etmenizi tavsiye ederim. Brownie'nin dışı pişecek ama içi ıslak kalacak.
Notlar:
  • Tarifin orijinali burada.
  • Pastacı çikolatası kullanmanızı tavsiye ederim ama damla çikolata da olur. Hiç birini bulamazsanız elinizin altındaki herhangi bir çikolatayla da yapabilirsiniz.
  • Benim kullandığım kalıp 17x17 cm kare bir fırın kabı. Yukarıda verdigim ölçülerle 3 cm. yükseklikte 6 doyurucu brownie elde edersiniz. Daha büyük bir kapta pişirecekseniz malzemeleri artırın.
  • Fındık yerine, ceviz, badem ya da hindistan cevizi kullanabilirsiniz. Hindistan cevizi özellikle çok yakışıyor.

20 Ocak 2014 Pazartesi

"Bavarois" Orman meyveli mus pasta






Bu pastayı yılbaşı için yapmıştım. O kadar beğenildi ki tadanlar her gördüklerinde bu pastadan bahsediyorlar. Siz de hafif tatlılardan hoşlanıyor ve bizim gibi meyveli tatlıları tercih ediyorsanız bu pasta size gore.

Malzemeler: 

Kek için:
  • 2 yumurta
  • 60 gr. şeker
  • 40 gr. badem tozu
  • 2 çorba kaşığı un
  • 20 gr. tereyağı (erimiş)
  • 1 cay kaşığı kabartma tozu
Mus (mousse) için:
  • 400 gr. orman meyvesi
  • 400 ml ciğ krema
  • 100 gr. şeker
  • 4 gr. agar agar (2'ser gramlık 2 paket)
  • 1 fiske tuz
Yapılışı:
  1. Kelepçeli kalıbınızın sadece tabanını kaplayacak şekilde pişirme kağıdını kesin ve kalıbın altına yerleştirin. Ben daha büyük bir parça kesip kelepçe ile sıkıştırdım.
  2. Yumurtaları ve şekeri çırpın. 
  3. Un, kabartma kozu, badem tozu ve erimiş tereyağını karışıma ekleyip çırpın.
  4. Kalıba döküp yaklaşık 15 dakika 180°lik önceden ısınmış fırında pişirin.
  5. Kek pişerken, musu hazırlamaya başlayabiliriz. Orman meyvelerini ve şekeri bir arada robotta çekerek püre haline getirin. 
  6. Meyve püresine agar agarı ekleyip kısık ateşte kaynayıncaya kadar pişirelim. 2 dakika kaynadıktan sonra altını kapatıp soğumaya bırakalım. 
  7. Ciğ kremayı karıştırıcıyla önce düşük sonra hızlı ayarda krem şanti kıvamına gelinceye kadar 1 fiske tuzla çırpın. Dikkat edin, çok çırparsanız tereyağına dönüşür. 
  8. Meyve püresi soğuduktan sonra çırpılmış kremayı yavaş yavaş dıştan içe doğru hareketlerle söndürmeden meyve püresine yedirin. Bu aşamada yoğun bir kıvamı oluyor.
  9. Soğuyan keki kelepçeli kalıptan çıkarın ve ters çevirerek altındaki pişirme kağıdını yavaşça kaldırın. Keki servis yapacağınız tabağa alın.
  10. Kelepçeyi tabanı olmadan kekin etrafına geçirin. Bu aşamada kelepçenin kaymasını önlemek için ben bantla tabağa yapıştırdım. 
  11. Kelepçe sabitlendikten sonra musu üzerine dökün ve üzerini düzetin.
  12. Servis etmeden önce en az 6 saat buzdolabında bekletin, bir gün önceden yapabilirseniz daha da iyi.
Notlar:
  • Uyguladigim tarifin orijinali burada. 
  • Pasta kalıbıma göre orantılı olarak ölçülerde oynama yaptım ve üzerindeki meyve jölesini koymadım. Tarif 22 cm'lik kalıba gore verilmiş. Benim kalıbım 25 cm'lik kelepçeli kalıp. Kek miktarına dokunmadım, biraz daha ince oldu ama mus miktarını artırdım. 
  • Farklı meyvelerle de deneyebilirsiniz. Limonlu, şeftalili, çilekli benim denemek istediklerim.
  • Biraz uzun sürüyor yapması ama tadına değer. 

13 Ocak 2014 Pazartesi

Merhaba ve "Brandade" Fırında Patatesli Balık



Merhaba!
Açılışı, kolay ve bir o kadar da lezzetli bir tarif ile yapıyorum. Fransa'nin Nimes bölgesine ait bir tarif "Brandade." Patates püresi ve balık haşlamasının karıştırılıp fırınlanması sonucu ortaya çıkan bir lezzet. Paris'te daha çok bu şekliyle yani patatesli fırınlanmış hali yapılırken Occitan ve Basque bölgelerinde balık püresi ve zeytinyağı karışımı daha yaygın. En çok kullanılan balık ise morina balığı. Bizim dondurucumuzda lieu noir vardı. Ne yapsak derken DBF brandade yapabileceğimizi söyledi. Ben daha önce hiç yememiştim, dolayısıyla nasıl bir şey olduğuna dair hiç bir fikrim yoktu. İnternette kısa bir araştırmadan sonra gözüme en güzel görünen tarifi uygulamaya karar verdim. Soğansız yemek olur mu ya diye Türklüğümü de gösterip bir de soğan ekledim orijinal tarife. Sonuç olarak repertuarıma yepyeni ve çok lezzetli bir tarif eklenmiş oldu.
Hadi simdi tarife gecelim...
Malzemeler:
  • 250 gr. lieu noir fileto (ayni miktarda morina ya da beyaz etli baska balıklar da olur.)
  • 350 gr. patates
  • 1 soğan
  • 2 diş sarımsak
  • 4 kaşık zeytinyağı (+2 kaşık uzeri için)
  • 50 gr. çiğ krema
  • defne yaprağı
  • kekik dalı
  • tuz
  • karabiber
Yapılışı:
  1. Patatesleri soyup buharda pişirin. Bir çatal yardımıyla püre haline getirin.
  2. Patatesler haşlanırken başka bir tencereye balık filetoları, defne yaprağını ve kekik dallarını koyup soğuk su ekleyerek haşlayın. Su kaynamaya başlayınca altını kapatıp süzün. Bir çatal yardımıyla balıkları ufalayın.
  3. 4 kaşık zeytinyağını tencereye alın. Ezilmiş sarımsakları ve küçük doğranmış soğanları ekleyip kavurun. Uzerine püre patatesleri ve balığı ekleyin.
  4. Karışıma kremayı ekleyip çırpma teli ile karıştırın. Tuz ve biber ile tatlandırın.
  5. Karışımı fırın kabına alıp üzerine çatalla şekil verin. Kalan 2 kaşık zeytinyağını da üzerine gezdirip 210° fırında uzeri kızarıncaya kadar pişirin.
Notlar:
  • Yanında yeşil salata ve sebze sote ile dengeli bir öğün oluşturabilirsiniz.
  • Ne yazık ki lieu noir'ın Türkçe karşılığını bulamadım. Beste'nin naneleri'nin hazırladığı listenin altındaki yorumlarda "kömür balığı" olarak bahsi geçmiş, ne kadar doğru bilemiyorum. 
  • Balık yemeyen çocuklara balık yedirmenin kolay bir yolu olabilir bu tarif :)